,

    Diyabet yani şeker hastalığı aslında bir damar hastalığıdır. Damar ağı bakımından zengin olan kalp, böbrek ve göz gibi organlar diyabet hastalığından daha fazla etkilenmektedir. Diyabet sonucu damar çeperlerinin daralması kan akışını azaltmaktadır. Büyük bir iş gücüyle çalışan kalp kası, damar yoluyla gerekli kanı alamadığı zaman hasar görmekte ve gücü azalmaktadır. Kalp yetmezliği yaşanmasına neden olan bu tablo ile birlikte diyabet aynı zamanda yüksek tansiyona da sebep olmaktadır. Diyabetin damar duvarında kalınlaşma ile birlikte böbrekleri de etkilemesi, yüksek tansiyon bakımından ekstra bir etki yaratmaktadır. Tansiyon eğiliminin yanında kolesterol yüksekliğinin fazla görülmesi ve kan şekerinin ayarlanamaması pıhtılaşma sorunlarına da neden olabilmektedir. Diyabet hastalarında koroner kalp hastalıkları ve kalp krizleri daha erken dönemde ve daha sık görülmektedir.

    KOAH KALBİNİZİ DE NEFESSİZ BIRAKABİLİR
    Kronik Obstruktif Akciğer Hastalığı yani KOAH ile kalp yetmezliğinin aynı anda yaşanması sık görülen bir durumdur. Benzer belirtileri olan KOAH ve kalp yetmezliği birbirini tetikleyebilmektedir. KOAH hastalarının akciğerinde aşırı derecede hava hapsi olduğunda göğüs kafesindeki kaslar da çoğu kez solunuma katılmak zorundadır. Nefes alıp vermede bile yüksek enerji tüketimi yaşandığından ciddi kas gücü kaybı gelişmektedir. Bununla birlikte KOAH hastalarında doklara yeterli oksijen taşınamadığı için bu hücrelerin sayısında ciddi artış yaşanmaktadır. Oksijen taşıyan hücrelerin sayısındaki artış kanın koyulaşması ve pıhtılaşma kabiliyetinin yükselmesine neden olmaktadır. Daha koyu kıvamlı bir hale gelen ve damar içinde akışı yavaşlayan kanda kümeleşme ve iltihabik reaksiyonlar daha fazla görülmektedir. Damar içindeki en küçük bir hasar bile hücre sayısındaki artış nedeniyle gereğinden fazla onarılmaktadır. Süreç içinde abartılı iyileşen dokular damarın tıkanmasına pıhtılaşma eğiliminin artmasına hatta toplardamar içerisindeki akımın yavaşlamasına bile neden olabilmektedir.
    YÜKSEK TANSİYON DAMARLARINIZI NASIRLAŞTIRABİLİR
    Yüksek tansiyon, kalp ve damar sistemi üzerinde farklı etkiler yaratabilmektedir. Yüksek tansiyonun yarattığı etkiye tepki olarak, güçlenmek zorunda kalan damar çeperindeki düz kas hücre sayısı yükselmektedir. Düz kas hücrelerinin artması ve damar çeperinin kalınlaşması; damarın elastikiyetinin kaybedilmesine, kireçlenmeye ve damar sertliğine neden olabilmektedir. Kanın damar içinde akanken yarattığı sürtünme stresi denilen travma damar sertliğiyle birlikte daha da artmaktadır. Özellikle damarların çatallaşma bölgesinde görülen bu travmayı ayak tabanındaki nasır veya dirseklerde sürtünmeye bağlı olarak oluşan sertleşmeye benzetmek mümkündür. Ayağın veya dirsek bölgesinin aşırı miktarda sürtünmesine bağlı olarak oluşan doku artışı ve sertleşmeye benzer şekilde damar içinde de aynı tepki gelişebilmektedir. Damar yapısındaki bu sertleşme ve fazladan doku oluşumu damarın beslenmesini bozabilmektedir. Bu durum; damar içi yaralanmalarla birlikte ülser, pıhtı gelişimi ve damar tıkanıklığına yol açabilmektedir.
    FAZLA KİLOLARDAN KURTULARAK KALBİNİZİ HAFİFLETİN
    Obezite hastalarının metabolizmalarında ciddi bozukluklar bulunmaktadır. Tip 2 diyabet direkt olarak obezite ile ilgili bir durumdur. Ayrıca aşırı kilolu insanlarda oluşan uyku sorunları, nefes alıp vermekte yaşanan zorluklar yüksek tansiyona neden olabilmektedir. Sağlıksız beslenme sonucu alınan kilolar kandaki, kötü huylu olarak adlandırılan (LDL) kolesterol damar çeperinde birikime, iyi huylu olarak tanımlanan (HDL) kolesterol ise damar çeperindeki birikimin azalmasına neden olmaktadır. Vücuttaki yağın büyük bir kısmı trigliserit olarak depolanmaktadır. Uzun süreçte trigliserit oranındaki artış da damar sertliği ve pıhtı oluşma riskini geliştirmektedir. Fazla kilolardan kurtulmak, aslında beslenme şeklinin düzenlenerek hareketli yaşama geçilmesi anlamına gelmektedir. Bu düzenlemeler, diyabet ve yüksek tansiyon başta olmak üzere kalbi etkileyen birçok sorunu ortadan kaldırmaktadır.
    TİROİT BEZİNİN FAZLA ÇALIŞMASI ÇARPINTI AZ ÇALIŞMASI YETMEZLİK YAPIYOR
    Her yaşta görülebilen tiroit hastalıkları kalbi yakından etkilemektedir. Tiroit bezinin gerektiğinden fazla hormon salgıladığı yani hipertiroidi durumunda kalpte en sık görülen sıkıntıların başında ritim düzensizlikleri ve çarpıntı gelmektedir. Hipertiroidi sonucu uyarılan kalp hızını artırmakta, ritm bozuklukları, düzensiz zamansız kalp atışları yaşanabilmektedir. Tiroit hormonunun fazlalığı zaman zaman göğüs ağrısı, nefes darlığı ve yüksek tansiyona da neden olabilmektedir. Tiroit hormonu eksikliğinde yani hipotiroidi durumunda ise kalp hızında yavaşlama ve kalp kası gücünde azalma görülmektedir. Tiroit hormonunun azlığı kolesterol ve trigliserit seviyelerinin artmasına neden olmaktadır. Uzun süre tedavi edilmeyen tiroit hormonu eksikliği zamanla damar sertleşmesi ve kalp yetmezliği yaşanması riskini ciddi oranda artırmaktadır.
    KRALLARIN HASTALIĞI KALBE İYİ GELMİYOR
    Kralların hastalığı olarak bilinen gut genellikle ayak başparmağında kızarıklık ve şiddetli bir ağrı ile ortaya çıkar. Atakları oldukça sancılı geçen ve sosyal hayatı olumsuz etkileyen gut hastalığı aslında kalp krizlerine de zemin hazırlamaktadır. Kandaki ürik asit yüksekliğinden kaynaklanan gut hastalığı eklem hastalığı olarak ön plana çıksa da yüksek ürik asit damar iç yüzeyinin yapısını bozmaktadır. Damar çeperlerindeki sertleşmeyi hızlandıran gut hastalığı kalp krizlerine zemin hazırlayabilmektedir.
    .

    ,

    Erken yaşta evlenmek bazı kesimler için zararlı olduğu söylenmekte anak bu yazı bunun hiçte böyle olmadığını aksine erken yaşta evlenmenin faydalarını anlatmakta...

    Gençliğinizi en yakın arkadaşınızla birlikte yaşamış, hayata beraber hazırlanmış olursunuz.

    Birlikte büyürsünüz.



    Kariyerinizde ya da okulunuzda ilerlerken her aşamada birbirinize destek olursunuz.

    Gençken maddi durumunuz hiçbir şeye yeterli olmayabilir ama birlikte maddi güce kavuşmayı öğrenirsiniz.

    Eğer bir aile kurmak istiyorsanız, genç yaşta çocuk yapmak bedensel olarak her zaman daha iyidir.

    Birlikte kutlayacak birçok şey biriktirirsiniz.
    İleriye dönük hayaller kurmak basit olur. Çünkü zaten aynı şeyleri hayal ediyor olursunuz.

    Papatya suyu ile saç açma işlemi bilinen en eski yöntemlerden birisi olarak kabul edilebilir. Saçını boyatamayanların, boyatmak istemeyenlerin, kimyasal alerjisi olanların saç açmak için tercih ettiği en doğal yöntemlerden birisidir.

    Papatya suyu saça nasıl uygulanır?
    Bir avuç dolusu papatya kurusu ile en az 2 su bardağı suyu kaynatın.
    Kaynayan su rengini saldıktan sonra 10-15 dakika kadar soğumaya bırakın.
    Soğuyan papatya suyunun tamamını saçınıza sürün ve güneşe çıkarak saçınızın kurumasını bekleyin.
    (Aynı işlemi kışın uygulayacaksanız, saç kurutma makinesini kullanabilirsiniz.)
    Bu işlem sonrasında saçınız yarım ve 1 tona kadar açılacaktır. Ancak daha iyi bir sonuç elde etmek için aynı işlemi 4-5 kez tekrar etmekte yarar var.
    Papatya suyunun saç rengini açmasının dışında birçok da faydası bulunur. 
    Papatya suyunun faydaları:
    -Saçların dökülmesini engeller, dolgun gösterir ve saç köklerinin daha güçlü olmasını sağlamaktadır.
    -Cilt için de besleyici ve onarıcı özellikleri bulunmaktadır.
    -Özellikle sinir yolu hastalıkları için bire birdir.
    -Bağırsak ve sindirim sorunu yaşayanlar içinde papatya suyu önerilmektedir.
    -Mide fonksiyonlarının düzenli çalışmasında papatya suyu önerilmektedir.
    -Ağır gribal durumlarda da papatya suyu veya papatya çayı tüketilmelidir. Ateş düşürücü ve terletici özelliği ile grip hastalıklarında bire birdir.
    Papatya suyunun fiyatı:
    Papatya suyu artık her aktar ve eczanede de hazır olarak satılıyor. Sizler de papatya suyunu evde kendim yapmak yerine hazır alacağım diyorsanız bunun için ödemeniz gereken ücret ortalama 15 lira...
    pembenar

    , ,

    Paça çorbası, bağ dokularının ihtiyacı olan bir takım besinlerin vücuda alınmasına yardımcı olan önemli bir besin kaynağıdır. Bazı uzmanlar tarafından yapılan araştırmalar neticesinde, kanserin kaynağı DNA ile hücrelerde değil, hücre içerisinde yaşanılan bağ dokularında ortaya çıkan anormallikler olduğunu açıklanmıştır. Buna bağlı olarak kanser riskini önlemek için hücre içerisinde yer alan bağ dokuların yenilenmesinin önemi oldukça fazladır.
    Bağ dokularına paça çorbası
    Paça çorbasının faydaları arasında içerik bakımından zengin bir lökosit kaynağı olup, bu madde kan yapımına katıldığı için hayati bir önem taşımaktadır. Hücreler içerisindeki bağ dokularının bozulması ile bölgeye göre değişiklikler gözlemlenebilen bir takım hastalıklar baş gösterebilir. Bunların başında diyabet, eklem rahatsızlıkları, kalp sorunları ve kanser hastalıkları gelmektedir.
    Sağlıklı beslenmenin günümüzde önemine dikkat çekildiğinde, işlem görmüş hayvansal ve bitkisel kökenli çeşitli besinler kullanıldığında organik işlenmemiş olanlarına göre bileşiği ile oynandığı için sağlığımıza çok daha zararı ve olumsuz etkisi vardır. Buna bir emsal gösterecek olursak, beyaz et grubunda yer alan tavuk, organik değil de fabrikasyon olursa faydasından çok zararlıdır. Çünkü tavuklar mutant haline gelir ve bir nevi bağ dokusu bozuk bir besin kaynağı olurlar.
    Fabrikasyon değil organik ürünler kullanın
    Bu tür besinlerin tüketilmesi kısa vadede olmasa da uzun vadede vücudumuzda çeşitli anormalliklerin meydana gelmesine yol açar. Bu yüzden tavuk ile hazırlanan paça çorbası yerine siyah et grubunda yer alan küçük ve büyükbaş hayvanlardan yapılan paça çorbası sağlımız açısından çok daha faydalı olacaktır. Bu bilgiye ek olarak, paça ve kemik suyu içeriğinde zengin oranda kalojen barındırır. Bu madde mükemmel bir protein kaynağıdır.
    Bu proteinin amacı bağ dokuların yapısını oluşturarak bağ dokularını birbirine bağlayan ve zarar gören bağ dokusu varsa onları onaran faydalı bir maddedir. Ayrıca cilt bakımı açısından bu proteinin diğer bir faydası cildi dolgunlaştırarak pürüz görünmesine katkı sağlar. Eğer sizde genç görünmek ve pürüzsüz bir cilde sahip olmak istiyorsanız kalojen maddesi bakımından çok zengin olan paça çorbasının faydalarından içerek yararlanabilirsiniz.
    Paça çorbası ile beraber tüketilen "C vitamini" açısından zengin besinlerin tüketilmesi vücudumuza çok daha fazla fayda sağlamasıdır. Bu besinler başlıca, limon, soğan, sarımsak ve maydanoz gibi sebzelerdir. Bu sebzeler kolesterol ve tansiyonu dengeleyerek paça çorbasının içerisindeki yararlı maddelerin etkilerini misliyle artıracaktır
    .

    ,

    Gözde meydana gelen kanlanma da tıbbi bir tedaviye genellikle gerek yoktur. Kanlanma çoğu zaman kendiliğinden geçer. Ancak geçmiyorsa ve kaşıntı yapmaya başladıysa size vereceğimiz doğal tedavi yöntemleri ile gözünüzdeki kanlanmayı giderebilirsiniz.


    Göz kanlanması neden olur?
    Göz kanlanmasının sebebi her zaman bilinmez ancak birazdan vereceğimiz sebepler gözde kanlanmaya neden olabilir.

    -Şiddetli öksürük
    -Güçlü bir şekilde hapşırma
    -Kusma
    -Şiddetli kabızlık
    -C vitamini eksikliği
    -Grip ve sıtma gibi hastalıklar gözde kanlamaya neden olabilir.

    Göz kanlanmasına doğal tedavi yöntemleri
    Buz küpleri 
    Buz küplerini kâğıt havlunun içine sarın ve kapalı gözünüzün üstünden uygulayın.
    Soğuk süt
    Küçük pamukları soğuk sütle ıslatın. Sonrada ağrıyı ve kızarıklığı alması için göz kapaklarının üzerinde bir süre bekletin.
    Çay poşetleri
    Kullanılmış papatya çayı ve yeşil çay demlik poşetlerini ılıdıktan sonra gözünüzde bekletin. Kanlanma geçene kadar uygulamaya devam edin. Bir süre sonra kanlanmanın azaldığını göreceksiniz.
    Salatalık, patates,  elma 
    Salatalık, patates ve elma yatıştırıcı özellikleri ile bilinirler. Yorgun gözlerin iyileşmesi için bu meyve ve sebzeler adeta bulunmaz bir nimettir. Dilimlenmiş soğuk dilimli salatalıkları 10veya 15 dk gözünüzde bekletin.  aynı işlemi patates ve elma ile yapıp benzer sonuçlar elde edebilirsiniz.
    Göz kanlanmasının meydana gelmesini istemiyorsanız size vereceğimiz önerilere göz atabilir göz kanlanmasını oluşmadan engelleyebilirsiniz.
    Göz kanlanmasının meydana gelmesini istemiyorsanız öncelikle uykunuzu iyi almanız gerekmektedir.
    Uyurken yastığınızı mümkün olduğunda dik konuma getirin böylelikle göz kanlanmasını önemli ölçüde engellemiş olacaksınız.
    Parlak ışık ve tozdan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışın. Dışarı çıkarken her zaman koruma amaçlı bir güneş gözlüğü kullanın.

    Beyaz dişlere sahip olmanın hayali her zaman büyüleyicidir öyle değil mi? Peki, beyazlatma gibi işlemlere ihtiyaç duymadan doğal yollarla diş beyazlatmak için yemeniz gereken bazı besinler var.
    Eğer yediklerinizi dişlerinizin sağlığı ve beyaz görünmesi için seçebilirseniz, o zaman dişlerinizdeki farkı da zamanla görmeye başlarsınız. İşte size muhteşem beyaz dişler için destekleyici besinler…

    HAVUÇ

    Bazı yiyecekler için doğanın diş fırçası demek yanlış olmaz. Havuç da bu üne sahip besinler arasında yer alıyorGevrek gıdalar, elma ve havuç gibi sebzeler, dişler üzerindeki inatçı lekeleri ovarak çıkartma yeteneğine sahiptir. Siz sadece ısırın!

    ARMUT

    Pek çok meyve asidik içeriğe sahiptir. Bu yüzden diş mineleri üzerinde olumlu etkileri olmayabilir. Ancak armut onlardan biri değil.

    ARMUT

    Armut su içeriği oldukça yüksek bir meyvedir. Ağızdaki asidi nötralize etmeye ve tükürük üretimine katkıda bulunur.

    ÇİLEK

    Mevsiminde kırmızı rengiyle sofralarımızı süsleyen çileğin aslında pek çok faydası var ve dişlere olan etkisi bunun sadece az bir kısmıdır.

    ÇİLEK

    Dişler için özellikle dolgun çilekleri tercih edin. Diş yüzeyini temizlemek için doğal bir eksfoliant olarak kullanılabilir. Malik asit açısından yüksek bir konsantrasyonuna sahiptir.

    ELMA

    Lif açısından zengin olan elmanın diş beyazlatmada yardımcı rol üstelendiğini biliyor musunuz? Sadece beslenmenizde değil, dişlerin temizliğinde ve plak oluşumunda da etkili olan elma, dişlerinizin bembeyaz görünmesinde önemli etkiye sahiptir.

    SALATALIK

    Salatalık diş etleri ve dişler için iyi bir besindir. Ayrıca önemli bir lif kaynağıdır.
    Salatalığın gevrek dokusu, şeker ve kimyasal artıkların dişlerden temizlenmesine yardımcı olur.

    ŞEKERSİZ SAKIZ

    Sakızın, şekersiz olmak şartıyla, ağızda bir çeşit nemlendirici görevi üstlendiğini biliyor musunuz? Tükürük akışını arttırır

    SIVI TÜKETİMİ

    Su, vücudumuzun en önemli ihtiyacı olduğu gibi, dişlerimizin en etkili maddelerinden biridir. İçtiğimiz diğer sıvılar, özellikle asitli olanlar dişlere zarar verir.

    , , ,

    Yeşil eriğin faydaları yeşil erik hangi hastalılara iyi geliyor yeşil eriğin bilinmeyen faydaları nelerdir.
    Sağlıklı çalışan sindirim sisteminin belirtisi günde bir veya iki kez büyük tuvalete çıkmaktır. Ancak, kabızlık yaşayanlar için bu hayal gibi görünür. Oysaki, günde bir avuç yeşil erik yiyerek kabızlığın üstesinden gelebilirsiniz. 

    Yeşil erik sindirilebilir lif açısından zengin olduğundan, mide gazı, kabızlık ve gaz problemini önler.
    Diyet yapmayı erteleyenlerin en büyük korkularından biri, kilo verdiklerinde deride sarkma olacağıdır. Oysaki yeşil erik gibi C vitamini açısından zengin ve bağ dokusunu güçlendiren meyvelerle beslenmek hem sarkmaları önler hem de cildin genç kalmasını sağlar. Yeşil eriğin faydalarından biri de sağlıklı beslenme eşliğinde günde bir avuç yeşil erik yiyerek sarkmaların üstesinden gelebilirsiniz

    Yeşil erik kilo verdirir mi?

    Açlık ve tokluk hissinin belirlenmesinde en büyük etkenlerden biri kan şekeridir. Eğer, kan şekeri dengede olursa sağlıklı insanlar gibi acıkır veya doyduğunuzu hissedersiniz. Bunu sağlamanın en garantili yollarından biri de kan şekerini dengeleyen yeşil erik gibi besinler tüketmektir. Yeşil erik, bu özelliğiyle kilo verdirir ve ara öğünler için çok ideal bir meyvedir. 1 kase yeşil erik ortalama 50 kaloridir.
    cnnturk.com

    ,

    Ispanağa benzeyen sindirimi kolay, bol vitaminli ve besleyici bir bitki olan pazıda, A, C ve K vitaminleri bol miktarda bulunur. Ayrıca E vitamini ile demir, magnezyum minerallerini içerir. Diğer yeşil yapraklı birçok sebze gibi pazı da, kemiklerin ve dişlerin güçlenmesini sağlayan mükemmel bir kalsiyum deposudur. Lif ve sirinjik asit barındırmasıyla kan şekerini düzenlemeye yardımcı olur. Diyabet riski taşıyan ve diyabetliler için önerilen bir yiyecektir. Kanser önleyici sebzeler arasındadır. Özellikle kolon kanserine karşı koruma sağlar.
    İşte pazının bilinmeyen faydaları:
    - Göz sağlığı için gerekli olan lutein ve antioksidan bakımından zengindir. Böylece gözleri korur.
    - Deri hastalıkları, yanık, şişlik ve basur memelerinin üzerine haşlaması yapılıp konulduğunda bu şikayetleri azaltır.
    İştah açıcıdır.
    - İdrar söktürür ve idrar yollarında yanma şikâyetlerini azaltır.
    - Öksürüğe karşı faydalıdır.
    - Beyin fonksiyonlarının ve sinir sisteminin güçlenmesini sağlar. Kelliğe iyi gelir. Balla karıştırılıp saç çıkmayan yere sürüldüğünde olumlu sonuç alınabilir.
    - Hazmı kolaylaştırır.
    - Ispanak gibi demir bakımından zengindir. Bu şekilde dolaşım sistemini güçlendirir ve kansızlığı önler.

    ,

    Siyah sarımsak beyaz sarımsağa göre bakteri, virüs ve mantar kaynaklı hastalıklara karşı daha etkilidir. Mide ve diğer sindirim sistemi hastalığı olanların çiğ sarımsak tüketmemesini tavsiye eden Ecz. Müderrisoğlu, sarımsağı fazla tüketmenin mide rahatsızlığı, gaz ve alerji gibi sorunlara neden olabileceğini ifade ederken "Siyah sarımsak kullanımı ise mide asit dengesini düzenlemeye yardımcı olabilir, antialerjik özelliktedir” dedi ve ekledi: "Siyah sarımsak klinik semptomları etkili olarak iyileştirebilen doğal bir mide koruyucudur.''

    Siyah sarımsağın faydaları

    - Kansere karşı koruyucudur
    - Kalp sağlığını korur
    - Beyin hücrelerini serbest radikal hasarına karşı korur
    - Hafıza bozuklukları semptomlarını azaltır
    - Bağışıklık sistemini destekler
    - Karaciğeri korur
    - Diyabet semptomlarını iyileştirir
    - Kronik böbrek rahatsızlıklarında, tedavinin toksik etkisini azaltır.
    - Sindirim ve dolaşımı arttırır
    - Tansiyonu düzenlemeye yardım eder
    - Doğal mide koruyucudur
    - Hiperlipidemi ve hiperglisemi durumlarını önlemeye yardımcıdır
    - Yaşlanmayı geciktirir
    - Antialerjiktir
    - Saç ve cilt sağlığını korur
    - Yorgunluğu önler

    Mevsimsel alerjiler arasında yer alan ve birçok kişide görülebilen bahar alerjisi, polenlerin artması sebebiyle ortaya çıkan alerjik rahatsızlıklar arasında yer alıyor. Daha çok burun çekme ve hapşırma nöbetleri gibi belirtilerle kendini gösteren bahar alerjisi arasında en yaygın olarak bilineni saman nezlesi. Havaların ısınması ve bahar mevsiminin gelmesi ile birlikte artan bahar alerjisi, ciddi bir rahatsızlık olmamasına rağmen yaşam şeklini olumsuz etkilemesi alerjik sorunları olan birçok kişi için sıkıntılara yol açıyor.

    Bahar alerjisinin belirtileri

    Polenlerin daha fazla yayılması sebebiyle özellikle rüzgarlı ve kuru havalarda kendini gösteren bahar alerjisi belirtileri şunlardır:
    - Burun akıntısı
    - Sulu gözler
    - Hapşırma
    - Öksürük
    - Kaşıntılı gözler ve burun

    Bahar alerjisinden korunmanın yolları

    Eğer bahar alerjisine sahipseniz, bu sorundan tamamen kurtulmanız imkansız. Ancak alacağız basit önlemler ile alerjinin sebep olduğu rahatsızlıkları, hafif şekliyle atlatmanız da mümkün.
    - Polenlerin çok yüksek olduğu zamanlarda, kapalı ortamlarda bulunun. Özellikle sabahları polen sayısının yüksek olması sebebiyle dışarıya çıkmaktan mümkün olduğunca kaçının.
    - Bahar aylarında alerjenlerden uzak durmak için kapı ve pencereleri çok fazla açmayın. Ortamdaki havayı temizlemek için bu mevsimlerde bir hava temizleyici kullanmaya özen gösterin.
    - Islak saçların polenleri toplayan bir etkiye sahip olması sebebiyle, dışarı çıkmadan önce saçlarınızı kurutun.
     Haftada iki kez halılarda ve raflarda hapsolan polenleri, küfleri ve tozları toplaması sebebiyle yaşam alanlarınızı elektrik süpürgesi ile temizleyin. Ancak sıradan bir elektrik süpürgesi toz kaldıracağı için hepa filtre ile donatılmış olmasına dikkat edin. Ayrıcatemizlik esnasında maske kullanmayı ihmal etmeyin.
    - Kuru bez ile silinen yüzeylerde alerjenlerin yayılma ihtimali yüksek olacağından, mobilya ve rafların tozlarını alırken nemli ve temiz bir bez kullanın

    Zeytinin siyahının, yeşilinin hepsinin kahvaltı sofralarında baş tacı olduğunu belirten Dr. Fevzi Özgönül, “Tabii sadece kahvaltıda tüketmiyoruz. Zeytinin yağını da yemek yaparken de kahvaltıda da ekmeğimizi bandırarak da, hatta bardağa koyup içerek de kullanabiliriz. Zeyinyağı kullanımı bu kadarla da bitmez. Kozmetikten ilaç sanayiine kadar çok geniş bir alanda kullanımı vardır. Sabun yapılıp hem cildimizi hem de saçımızı korur, canlandırır. 
    Ezber bozan açıklamalarıyla tanınan Dr. Fevzi Özgönül, “Nasıl badem, ceviz ve fındığı yiyor ve güçleniyorsak zeytinin çekirdeğini de yutarak mide yanmalarınızı azaltın, bağırsaklarınızı güçlendirip kabızlığınızı ortadan kaldırın. Zeytin çekirdeği yapısı bol selüloz içerdiği için serttir, çiğnenerek yenilmez fakat bu selülözik maddeyi, sindirim enzimleri ve mide asidi kolaylıkla eriterek içerdiği çok değerli ve bir zeytin ağacının gücünü barındıran özünü ortaya çıkarabilir.” dedi.
    Zeytin çekirdeğinin sahip olduğu bu özün mide yanması olan kişilerde mide iç yüzeyini güçlendirerek yanmaları azaltacağını kaydeden Dr. Fevzi Özgönül, şöyle konuştu:
    “Bağırsağın güçlenmesini sağlayarak kabızlık probleminde yardımcıdır. Sindirim sistemini konu alan bir çok rahatsızlığı da giderdiği araştırmalarda tespit edilmiştir. Sabah kahvaltı sırasında yutulan 1-2 zeytin çekirdeği, en azından selülozu eriten enzim aktivasyonunu sağlayarak sindirim sistemini güçlendirecek ve böylece selüloz içeren bir çok yiyeceğin de sindirimini kolaylaştıracaktır.Zeytin çekirdeğinin yutulması nedeni ile zarar görüldüğüne dair tıbbi bir araştırmaya ben rastlamadım. Bu nedenle bende yaklaşık 3 aydır haftada 3-4 gün - 2-3 zeytin çekirdeği yutuyorum. Yuttuğum tüm zeytin çekirdeklerinin de sindirim sistemimde eridiğini hissediyorum.”

    Birçok bilim insanı, hayatta kalma mücadelesinde şekerin kilit bir role sahip olduğunu, bu nedenle şeker arzumuzun içgüdüsel olarak kamçılandığını iddia ediyor
    Yemek yediğimizde basit şeker glikoz bağırsaklarımızdan emilerek kana karışır ve vücudumuzdaki bütün hücrelere dağıtılır.
    Nöron adı verilen yüz milyar adet sinir hücresi için tek besin kaynağını sağladığı için glikoz özellikle beyin açısından büyük önem taşır.
    Nöronlar glikoz depolayamadığı için kandan sürekli glikoz akışına ihtiyaç duyar. Diyabetlerin yakından bildiği gibi kan şekeri düşen biri kısa sürede komaya girer.
    Araştırmacıların yaptığı bir test ilginç bir sonuç verdi: Şekerin sadece tadı bile beynimizi canlandırabiliyor. Şekerle tatlandırılmış suyla ağzını çalkalayan deneklerin tatlandırıcı kullanılan karışımla ağzını çalkalayanlara oranla zeka testinde daha başarılı olduğu tespit edildi.

    Şekerle olan aşk-nefret ilişkimiz

    Şekerle olan 'alengirli' ilişkimiz doğuştan başlar, tatlıya karşı zaaflı doğarız.
    Washington Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma yeni doğan bebeklerin tatlıyı diğer tatlara tercih ettiğini ve çocukların yetişkinlerden daha fazla tatlıya düşkün olduğunu ortaya koydu.
    Birçok bilim insanı çocukların tatlı düşkünlüğünün evrimsel bir kalıntı olduğuna inanıyor. Gıdanın kıt olduğu dönemlerde, yüksek kalorili yiyecekleri tercih edenlerin yaşama şansı daha fazlaydı.
    Günümüzdeki sorun ise rafine şekerin fazlasıyla kullanılıyor olması. Çocuk obezlerin sayısının artmasının bir nedeni bu olabilir.
    Sağlık görevlileri erken yaşta tatlıya eğilimleri gelişmesin diye artık ebeveynlere bebeklerine tatlı şeyler vermekten sakınmalarını öneriyor.

    Bazıları neden aşırı tatlı yer?

    Aşırı şeker tüketimi sağlıksız beslenme alışkanlıklarına yol açabilir. Şeker, "mutluluk hormonu" olarak bilinen serotonin hormonunun salgılanmasını tetiklediği için keyif verici işlev de görür.
    Şekerin verdiği bu ani 'keyif' duygusu, kutlamalarda ya da kendimizi ödüllendirme ve rahatlatma anlarında tatlıya başvurmamızın nedenlerinden biridir.
    Fakat şeker insülin artışını tetikler. Çünkü vücudumuz kandaki glikoz seviyesini normale çekmeye çalışır. Bunun sonunda yaşanan 'şeker çöküntüsü' daha fazla tatlı yeme arzusunu kışkırtarak aşırı tatlı yeme döngüsünü doğurur.

    Nerede duracağını bilmek

    Buna ek olarak vücudumuz belli şekerlerden yeterince aldığımızı tespit edecek durumda değildir.
    Araştırmalar, fruktoz ile tatlandırılmış yiyecek ve içeceklerin aynı kaloriye sahip diğer yiyecekler kadar doluluk ve tatmin hissi yaratmadığını ortaya koydu.
    Yale Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada, glikozun beyinde yeme arzusunu tetikleyen bölümü bastırdığı, ancak fruktozun aynı işlevi görmediği tespit edildi.
    Ayrıca denekler, glikozun fruktoza kıyasla daha fazla tatmin duygusu yarattığını bildirdi.
    Bu iki faktör aşırı yeme riskini arttırıyor.
    İşlenmiş gıdaların çoğu sukroz katılarak aşırı tatlandırılıyor. Sukrozun %50 bileşeni ise fruktoz. Günlük tükettiğimiz gıdalar aşırı fruktoz yüklü olabiliyor.

    Doğru miktar ne?

    Vücudumuz meyve, bal ya da sütte bulunan doğal şeker ile şeker kamışı ve şeker pancarından çıkarılan işlenmiş şeker arasında ayrım yapamıyor.
    Aldığımız bütün şeker glikoz ve fruktoz olarak parçalanarak karaciğer tarafından işleniyor.
    Şeker glikojen ya da yağ olarak depolanıyor ya da glikoz olarak kan yoluyla hücrelerde kullanılmak üzere dağıtılıyor.
    Yani sağlık açısından belirleyici olan, alınan şekerin miktarı.
    Sağlık uzmanları, hangi türden olursa olsun beslenmemize katılan şeker miktarının toplam gıdadan aldığımız enerjinin %10'undan fazlasını oluşturmaması gerektiğini söylüyor.
    Yani yaşa, kiloya, aktiflik durumuna göre değişmekle beraber, aldığımız şekerin ortalama olarak erkekler için günde 70 gramı, kadınlar için ise 50 gramı aşmaması gerekiyor.
    50 gram şeker 13 tatlı kaşığı toz şekere, iki kutu meşrubata, sekiz çikolatalı bisküviye eşdeğer.
    Marketlerde alışveriş yaparken de şunu ölçü alabiliriz: 100 gramında 15 gram şeker barındıran bir işlenmiş gıda aşırı şekerli, 100 gramda 5 gram barındıranı ise düşük şekerli olarak sınıflandırılabilir.

    Her 4 kişiden birinde görülen alerjik rinin bahar aylarında daha sık görülüyor. Op. Dr. Erdal Cahit Topçu, burunda kaşıntı, burunda beyaz renkli sulu bir akıntı, kışın geniz bölgesinde yanma, kuru öksürük, kulaklarda sıvı birikimine bağlı olarak duyma azlığı, göz altlarında şişlik, burun bölgesinde ödem, baş ağrısı gibi belirtilere dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

    Alerji süresine göre sınıflandırılır

    Alerjiyi değişik şekillerde sınıflandırmanın mümkün olduğunu belirten Topçu, halk arasında 'kurdeşen' diye tabir edilen ciltte ortaya çıkan kızarık, ortası soluk, basınca solan yapıların da kaynağı alerji olabildiğini belirtti. Eğer alerji 4 günden veya 4 haftadan az sürüyorsa aralıklı alerji; 4 haftadan uzun sürüyorsa da sürekli alerji adı verilir. Alerjinin şiddetine göre uyku bozukluğu, gün içerisinde aktivite azlığı, aktivite bozukluğu yorgunluk, halsizlik gibi şikayetleri çok olanlara orta veya şiddetli tip alerji fakat uyku bozukluğu ve gün içerisinde aktivite kısıtlaması yoksa hafif tip alerji adı verilir.

    Alerji daha çok bahar aylarında kendini gösterir

    Özellikle polenlerin çok görüldüğü mart, nisan, mayıs ve haziran aylarında mevsimsel alerjinin arttığını görülür. Mevsimsel alerjinin artması demek yıl boyu devam eden alerjinin de artması anlamına gelir. Yani yıl boyu vardır ama bu dönemlerde alerjinin semptomları artar. Özellikle hasta fizik muayeneye geldiği zaman fizik muayeneden önce aileden, kişiden, çocuktan çok iyi bir analiz almak gerekir. Biz fizik muayene yaptığımız zaman bu kişilerde gözaltlarında şişlik, burun hareketlerinin özellikle el ile burnun yukarıya doğru kaldırılması ve kaşıma şeklinde bulgunun olduğunu, burun içerisinin soluk havayı arkaya doğru çeviren rantların şişmiş olduğu görülür. Küçük dilde sarkma, kulaklarda sıvı birikimi özellikle çocuklarda duyma azlığı var ise aileler iki şey düşünmelidir. Bunlardan ilki geniz eti ikincisi de kulakta sıvı birikimine neden olan alerjidir” diye konuştu.

    Alerji tanısı konulan çocuklarda dikkat edilmesi gerekenler

    "Kirpikleri uzun, sık ve yukarı bakan çocuklar alerjiye meyillidir ve sık alerjene maruz kalan çocuklardır” diyen Op. Dr. Erdal Cahit Topçu; alerjenden korunabilmenin yollarını şu şekilde aktardı; "Alerji tanısını konulup bunun tedavisi yapılmazsa bir sürü gereksiz antibiyotik, ishal ve karın ağrısı ilacı kullanır hale gelinir. Kişi bir ortama girdiği zaman hapşırıyor, aksırıyor, gözlerde kızarma, yanma, boğazda takıntı hissi oluyor, nefes alma da zorluk oluyor ise bu ortamın mutlaka içinde bir alerji olduğu düşünülmesi gerekir. Evde özellikle yatak odasında canlı bitkiler kalmamalıdır. Alerjiye meyilli olan kişilerin yatak ve yorganlarının yünlü olmamalıdır. Çocukların oyuncakları yünlü ve kıllı olmamalıdır. Tozlu ortamlarda bulunmamak için dışarıdan gelen çocuk veya yetişkinin elini, yüzünü yıkaması ve üstlerini çıkardıkları zaman yatak odasına bırakmamaları gerekir. En çok dikkat edilmesi gereken konu evin nemlendirilmesidir. Kısa süreli buhar verilen ortamlarda alerjenler yere çöküp havaya kalkmadığı için nefes yoluyla reaksiyona neden olmamaktadır. Yiyeceklere dikkat etmemiz gerekir. Özellikle B ve C vitamini ağırlıklı besinleri tüketmeniz alerjinin azalmasını sağlar. Alerjisi olan kişiler burun temizliğini çok doğru yapmalıdır."

    ,

    Avokadonun faydaları nedir? avokado nelere iyi gelir?

    Kalorili olmasına rağmen mükemmel bir antioksidan olan avokado hücrelerin yaşlanmasını yavaşlatır ve kanseri önler. Tüm meyveler arasında protein bakımından en zengin olanıdır. Bol miktarda E vitamini de içerir. Bu vitamin kalp ve deriyi koruyarak dolaşımı düzene sokar. Kadınlar için çok gereklidir.

    Ağız ve diş sağlığı için diş fırçalama, bakım kadar tükettiğimiz besinlerin de önemi büyük. Uzmanlara göre içlerinden bazıları var ki diş bakımı ve sağlığı için doğal ilaç etkisinde

    Süt sadece kemiklere yararlı değildir. Dişler de süt içince daha güçlenir. Kalsiyum dişleri dişeti hastalıklarından korunmaya da destek olur.  Çene kemiğini güçlü ve sağlıklı tutar.

    2. BALIK

    Somon, uskumru ve sardalye gibi yağlı balıklar iyi bir D vitamini ve fosfor kaynağıdır. D vitamini ağız sağlığı, dişler ve kemikler için çok önemlidir. Vücudun kalsiyum emilimine, dişleri ve dişetlerini hastalıklardan korumaya yardımcı olur.

    3. YEŞİL ÇAY

    İçindeki kateşin maddesi sayesinde ağızdaki bazı bakterileri öldürerek hem çürük riskini hem de ağız kokusunu azaltır.

    4. PORTAKAL

    Turunçgiller kan damarlarını dokuları güçlendirerek, dişetlerinin sağlıklı olmasına, iltihabı azaltmaya yardımcı olur. Bunun nedeni turunçgillerin içinde yüksek oranda bulunan C vitaminidir.

    5. SU

    Su, yemek kalıntılarını temizlemeye ve tükürük seviyesini yüksek tutmaya yarar. Tükürük ise dişteki bozulmalara karşı en iyi koruyucudur. Diş minesi asitlerine karşı savaşan protein ve mineralleri içerir. Asitli içeceklerin etkisini azaltır.

    6. ÇİLEK

    C vitamini deposu olan çilek dişlere ve dişetlerine iyi gelir. İçinde bulunan çeşitli asitler diş diplerinde biriken taşları eritir. Diş taşlarının oluşumunu engeller.

    7. KEREVİZ- AYVA

    Kereviz ve ayva gibi sert ve lifli sebze ve meyveler diş etlerine masaj yaparak kan dolaşımını arttırır, diş aralarını temizler. Ekstra çiğnememiz gerektiği için fazla tükürük salgılanmasına neden olurlar. Bu da çürüklere neden olan bakterilerin etkisiz bırakır.

    Kadın sağlığı ayrı özen istiyor. Öyle ki, doğumla birlikte kadınların bağışıklık sistemleri zayıflamaya başlıyor. Enfeksiyonlara karşı vücutları savunmasız hale geliyor. İlerleyen yaşlarda yeterli K ve D vitamini ile kalsiyum alınmaması halinde menopoz sonrası osteoporoz (kemik erimesi) gibi sıkıntılar baş gösteriyor. Uzmanlar kadınların ihtiyaç duyduğu vitaminleri ve hangi gıdalarda bulunduğunu şöyle anlatıyor...

     Antioksida n (A, C ve E vitamini): Kalp, göz, deri ve beyni etkileyen bu güçlü antioksidanın eksikliğinde yaşlanma ve birçok hastalık kadınları güçsüz düşürüyor. Bağışıklığı güçlendiren bu vitaminler cilt kanserini de engelliyor.

     D VİTAMİNİ: Yumurta, süt ürünleri ve mantar bu vitaminden yana zengin. Kemik sağlığı, beyin fonksiyonları ve hormonlar için önemli.

     K VİTAMİNİ: Kan pıhtılaşmasının sağlaması açısından çok önemli olan bu vitamin kalp hastalıklarını önlüyor. Brokoli, lahana, balık, yumurta ve süt ürünlerinde K vitamini bulunuyor.

     B VİTAMİNİ: Kadınların metabolizması için B12 ve folat çok önemli. Bilişsel işlevleri artıran K vitamini yumurta, balık, et, süt ve yoğurt gibi hayvansal ürünlerde bulunuyor.

     DEMİR: Akciğerlerden dokulara kan yoluyla oksijen taşıyan protein türünü üretmek için demir şart. Yumurta, et, balık ve kümes hayvanlarında, yeşil yapraklı sebzeler ve fasulyede bulunuyor.

     İYOT : Hamile kalmak ve bebeğin beyin gelişimi için iyot önemli. Tiroid üretiminde rol oynayan iyot deniz ürünlerinde mevcut.

     MAGNEZYUM: Eksikliğinde kas spazmları, bacak krampları, uykusuzluk, sinirlilik, kabızlıkortaya çıkıyor. Yeşil yapraklı sebzeler ve yağlı tohumlar magnezyum bakımından zengin.

     KALSİYUM: Eksikliğinde kemik erimesi, diyabet ortaya çıkabilir. Süt ürünlerinde bolca bulunur.

    ,

    Kahvenin faydaları nelerdir kahve neye iyi gelir....
    Nöroloji Profesörü Aytekin Akyüz, "Kahvenin yararları saymakla bitmiyor, pek çok hastalığı önlüyor, ömrü uzatıyor" diye konuştu.
    Uyku kaçırır diye tüketiminden kaçınılan eskilerin "40 yıl hatırı vardır" diyerek manevi anlam da yüklediği kahvenin "ilaç" gibi yararları saymakla bitmiyor.
    Kahvenin inme riskini yüzde 25 azalttığını bildiren Nöroloji Profesörü Aytekin Akyüz, "sigara içmeyen kişilerde, günde 3-5 fincan kahve tüm nedenlere bağlı ölümleri yüzde 15 azaltmaktadır.
    Böylece orta derecede (en az 3 fincan) kahve tüketimi kalp damar, beyin damar, karaciğer hastalıkları ile Kanser, alzhaymır, parkinson, Multiple sklerozu önleyici rolünün yanında ömrü de uzatıyor. Kahve sağlıktır" dedi.

    ,

    Boğaz ağrısından kurtulmanın yolları boğaz ağrısına ne iyi gelir.

    Tuzlu ve karbonatlı gargara yapın 
    Tuz ve karbonat boğazı temizliyor ve mikroplardan arındırıyor. Bir su bardağı ılık suyun içine bir çay kaşığı tuz ve bir çay kaşığı karbonat ekleyip karıştırarak hazırlayacağınız gargarayı dişlerinizi fırçaladıktan sonra uygulayarak hem ağız içerisindeki mikropları önemli ölçüde azaltabilir, hem de boğazınızı yumuşatabilirsiniz.
    Ancak hazırladığınız karışımı ağız içinde sadece çalkalamak yerine, mutlaka başınızı geriye doğru yatırarak gargara yapmalısınız. Bu şekilde karışımı bütün boğaz bölgesine uygulamış olacaksınız. Gargara yaptıktan sonra karışımı yutmamaya ve mutlaka tükürmeye de özen gösterin.
    Bal, limon ve zencefilin gücünden faydalanın 
    Evinizdeki malzemelerle hazırlayabileceğiniz basit bir karışımla da boğaz ağrısından kurtulabilirsiniz. Balın boğazı yumuşatma özelliğinden, limonun antibakteriyel özelliğinin yanı sıra içindeki C vitamininden ve toz zencefilin balgam söktürücü özelliğinden faydalanabilirsiniz. Birkaç kaşık bal ile yarım limonun suyunu, bir çay kaşığı toz zencefille karıştırıp, buna az miktarda ılık su ekleyin. Elde ettiğiniz karışım boğaz ağrısı için etkili bir yöntem olacaktır.
    Mentollü buhar banyosu yapın 
    Burun tıkanıklığı, geceleri ağzımızı açarak uyumamıza, bunun sonucunda da ağız kuruluğuna neden oluyor ve ağız içine havadan çok sayıda mikrobun girip yerleşmesine adeta davetiye çıkarıyor. Yatmadan önce alacağınız sıcak bir duş sizi hem rahatlatacak, hem de burun tıkanıklığını gidererek havayollarınızın açılmasına yardımcı olacaktır. Mentollü bir buhar banyosu da burun tıkanıklığını gidermeye yardımcı oluyor. Ayrıca gargara yapmak için kullanabileceğiniz tuzlu-karbonatlı karışımı burun tıkanıklığını gidermek için burun temizliğinde de kullanabilirsiniz.

    Zeytinyağı; vücut için gerekli ancak sentez edilemeyen temel yağ asitleri ile sadece yağda eriyebilen E vitamininin kaynağını oluşturması ve yüksek kalori değeri yanı sıra, meyve suyu gibi natürel tüketilebilen tek yağ olma özelliği ve kendine has renk, koku, tat ve aromasıyla insan beslenmesinde çok önemli bir konuma sahip.
    sağlıklı bir yaşam için zeytinyağı kullanımını önerdi. Zeytinyağının başta kalp-damar hastalıkları olmak üzere sindirim sistemi, kemik yapısı beyin ve sinir dokuları üzerinde çok önemli fonksiyonları bulunmakta.
    Zeytinyağı, kalp-damar hastalıklarında temel risk faktörü olan kolesterolün, damar tıkanıklığına yol açan 'LDL' bileşenini azaltıcı rol oynarken yararlı ve koruyucu olan 'HDL' bileşenini değiştirmez. Bu özelliği ile kalp sağlığı açısından en uygun yağ.
    Kan hücrelerinin kümeleşmesinde rol oynayan faktörlere karşı etki göstererek kan damarlarında pıhtılaşma riskini azaltır.
    Zeytinyağı sıcak ve soğuk tüketildiğinde mide asitliğini azaltarak gastrit ve ülserlere karşı koruyucu bir rol oynar.
    Bağırsaklar tarafından en iyi emilen yağdır ve bağırsaklardan geçişi düzenleyici özelliği var.
    Tüm yağlar arasında en dengeli kimyasal pozisyona sahip olduğundan kemik mineralizasyonunun iyileşmesini sağlar ve normal kemik gelişimine yardımcı olur.

    Maden suyu mideye iyi gelir mi? maden suyu mideyi rahatlatır mı?..
    Maden suyu içindeki minareller sebebiyle çok sağlıklı bir içecektir ve insan sağlığını destekleyicidir. Ter, solunum ve idrar ile kaybolan minerallerin yerine gelmesi için su içmenin yanı sıra sıvı ihtiyacının bir kısmı maden suyundan karşılanabilir. Amerikan Obezite Birliği sağlıklı bireyler için maden suyu tüketimini 600ml olarak belirlemiştir. Ülkemizde tuz tüketimi genllikle yüksektir. Aşırı tuz alımı, yüksek tansiyon, börek hastalıkları ve mide ülseri gibi hastalıklara zemin hazırlamaktadır. Ayrıca fazla sodyum alımı idrarla kalsiyum atımını hızlandırdığı için kemik erimesi sorunu için risk faktörü oluşturur. Maden suları yüksek sodyum içerdikleri için aşırı miktarda tüketilmemelidir. Maden suyu seçimi yapılırken de düşük sodyum, yüksek magnezyum ve kalsiyum içerikli olanlar tercih edilmeli. Sağlıklı insanlar günde iki şişe, kilolu kişiler bir şişe içebilir. Kalp, böbrek ve hipertansiyon hastaları ise uzak durmalı.
    Maden Suyunun Faydaları Nelerdir?

    *Her yaştaki bireylerin günlük kalsiyum gereksinimlerinin karşılanmasında takviye olarak düşünülebilir. Böylece güçlü kemik yapısının oluşması ve korunmasını sağlar.
    *Büyüme çağında, hamilelikte ve yaşlılıkta artan mineral ihtiyacının (magnezyum, kalsiyum, flor ve sodyum gibi) karşılanmasında gerektiği kadar kullanılarak sağlanabilir.
    *Sağlıklı bireylerde içerdiği sülfat, bikarbonat iyonları sayesinde sindirim sistemi (mide ve bağırsaklar) ve boşaltım sistemi (böbrekler ve idrar yolları) fonksiyonlarını destekler(maden suyunun önerilen miktardan fazla tüketilmemesi şartıyla geçerlidir).
    *Cildin gerekli olan su ve mineral ihtiyacını da karşılayarak cilde gergin, pürüzsüz ve canlı bir görünüm sağlanmasında yardımcıdır.
    *Solunum, idrar, her türlü sportif aktivitesinde ve özellikle yaz aylarında terleme ile oluşan su ve mineral kaybının karşılanmasında ölçüsü kadar kullanılabilir.
    *Bikarbonat içeriğinin yüksek olması ise asit fazlalığı, yanma ve ekşime ile seyreden mide hastalıklarında mide asidini fazlalılığını baskılayıcıdır.
    *Özellikle yaz aylarında sıcaklığın artmasıyla birlikte asitli içecek tüketme ihitiyacı da artar. Boyalı katkı maddeli içecekler yerine maden suları tercih edilebilir. Son dönemde meyveli çeşitleri de piyasada bulunmakta fakat bunların kalori de dikkate alınarak tüketilmesinde fayda var.
    Hamilelikte Maden Suyu İçilebilir Mi?

    Hamilelik, yeterli ve dengeli beslenmenin çok daha önemli olduğu ve özellikle dikkat edilmesi gereken bir dönem. Annenin vücudu, bebeğin beslenebilmesi ve gelişiminin sağlanabilmesi için normalden daha fazla gıda, sıvı, mineraller ve vitaminlere ihtiyaç duyar. Mineral ihtiyacının bir kısmını tamamlayabilmek için, bu dönemde farklı bir sağlık problemi(hipertansiyon...vb) yaşanmıyorsa maden suyu tüketimi önerilebilir.
    Maden Suyu Böbrek Taşı Yapar Mı?

    Böbrek taşı oluşumunu maden suyu tüketmeye bağlamak yanlış olur. Aksine yeterli ve düzenli miktarlarda su ve maden suyu tüketmeyen insanlarda tüketenlere göre böbrek taşı oluşumu riski daha yüksektir. Bu duruma gelmiş ve böbreklerinde taş oluşmuş insanların maden suyu tüketmeleri tavsiye edilmez ancak esas olan, düzenli ve yeterli miktarlarda su ve maden suyu tüketerek vücudumuzu bu gibi etkenlerden korumaktır.


Top